İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Yaşam

Türkiye için Modern ve Planlı bir Başkent Kurmak : Ankara 1920-1950


+ -

Türkiye için Modern ve Planlı bir Başkent Kurmak : Ankara 1920-1950

Başkent Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Asırlar içinde uğradığı istilalar, üst üste yangınlar ve yağmalar, şehirde geçmiş zamanların pek az eserini bırakmıştır. Acayip bir karışıklık içinde bu tarih daima insanın gözü önündedir. Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır.

“Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Anadolu yollarında dolaştıran, binbir güçlükle güreştiren yapıcı ve yaratıcı ağrı, Malazgirt’in ve büyük fethin başladığı işi asırlar boyunca devam ettirecek ve nasıl Sinan ile Nedim’i, Yunus ile Itri’yi muzaffer rüyalara borçlu isek, gelecek çağların şerefini yapacak olan isim ve eserleri de İnönü’nde, Sakarya ve Dumlupınar’da harita başında geçen uykusuz gecelere ve bu gecelerin ağır yükünü kemik ve kanı pahasına taşıyan isimsiz şehit ve gazilere borçlu kalacağız.”

1923’te kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’nın, Tanpınar’ın denemesine izlenimler olarak yansıdığı gibi, kuruluşu üç bin yıla uzanan eski bir yerleşim merkezi olduğu biliniyor. Frigya, Galatya, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde farklı ağırlıklar taşıyan kentin yalnızca isminde barınan etimolojik tarih, onun Ancyra, Engürü ve Angora’dan Ankara’ya evrildiğini söylese bile, yerleşimin daha once dört kez yönetim merkezi olduğunu doğrudan gizliyor. Anadolu için çok kullanılan ‘üç tarafı denizlerle çevrili’ metaforunun da, yine bize kentin yaklaşık 800,000 km karelik bir ülkenin geometrik ve coğrafi merkezinde bulunduğunu unutturduğu söylenebilir.

Oysa Ankara’nın, örneğin Peutingeriana rulosuna bakıldığında İS 4. yüzyılda bir metropolis olarak gösterildiği; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde farklı isyanlara ev sahipliği ettiği; 14. yüzyılda uzun bir süre bağımsız Ahi devletinin başkenti olduğu bilinmekte.

23 Nisan 1920’de Milli Meclis’in Ankara’da açılması ile Osmanlı Devleti’ni yöneten erkin İstanbul’dan Ankara’ya kaydırıldığını; böylece Kurtuluş Savaşı’nın ‘yaşam kaynağına’ dönüşen bu 20-25 bin nüfuslu orta Anadolu şehrinin hızla gelişmeye başladığını; 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in kurulmasından onaltı gün önce, 13 Ekim 1923’te yeni devletin başkenti ilan edilen kentin bugünkü gelişiminin önünü açan son noktalar olduğunu söylemek gerek.

Aslında 1892’de şehre ulaşan demir yolunun sağladığı tiftik (sof) ve Angora (tavşan) yünü ticaretinin yükselişi, kentin gelirini ve İstanbul ve diğer batı Anadolu kentleriyle olan ilişkisini güçlendirmiş; nüfusun yaşam kalitesini biraz olsun artırmış; kent dokusunun yenilenmesini getirmese bile, yazlık bağ yaşamının yaygınlaşmasıyla bağ evlerinin sayıca artmasını ve kentin genişlemesini sağlamıştır.

Anadolu yarımadasının coğrafi merkezinde, İpek Yolu’nun üzerinde bulunan kentin halkının çağdaş gelişmelerden haberdar ve gelişme yanlısı, ancak aynı zamanda Anadolu’nun işgaline karşı duyarlı ve uyanık, savaşıma ve uğraş vermeye alışkın, Müslüman Türk, Yahudi, Ermeni ve Rum ‘milletleri’nden oluşan kozmopolit yapısını vurgulamak olanaklı. Bu oluşumun 1915 tehciri, 1917 Kale yangını ve 1919-1922 Kurtuluş Savaşı olguları sonrasında Ermeni ve Rum nüfusunun ve dolayısıyla kültürünün bir bölümünü yitirdiğini söylemek gerek.

Önce Milli Meclis’in, sonrasında da başkentliğin ve bunların kurum, yapı ve çalışanlarının yaklaşık 600 yıl sonra Anadolu’nun merkezine taşınarak toplumsal devrimlerle kimlik değiştirmesi, hem Osmanlı Devleti’nin 460 yıllık Dersaadet’i İstanbul ve Osmanlı kurumları ile kentsel yaşamı için büyük bir darbedir; hem de modernleşme ve uluslaşma gibi iki kanalda gerçekleştirilen toplumsal dönüşümün yeni toplumun bireyleri üzerinde yarattığı gerilim dolayısıyla, ortaya çıkan çatışmanın sonraki onyıllarda da sürmesi anlamına gelecektir.

Her iki kentin farklı birikimleri vardır, ama özellikle Ankara’nın yoksunlukları nedeniyle kent yeniden kurulacaktır: İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar, yapı, çevre düzeni, ekonomik kaynaklar, geleceğe yönelik öneriler cinsinden bütün yatırımların Ankara’ya yapıldığı, bütün ülkenin artı birikimini bu kente akıttığı söylenecektir.

Kısmen doğru olan bu sav, yeni devletin görev bildiği bütün Türkiye için her alanda bir ‘model kent, model topluluk, model yaşam yaratma’ ülküsüyle paralel düşünüldüğünde anlam kazanır: Ankara, her alanda model oluşturmak için sahne görevi görmekte; moderniteyi, çağdaşlaşmayı ve uluslaşmayı kendi bedeninde cisimleştirerek öteki Türkiye şehirlerine “örnek” olmaktadır.

Kenti Planlamak

“Ben insan iradesinin yaratıcılığından hiç şüphe etmemişimdir. Şevk ve iyimserliğimi en güç şartlar içinde kaybetmeyişimin nedeni budur. Ankara’nın modern bir merkez olabilmesi için aylarca, hatta yıllarca bütün edebiyatımı seferber ettim. Şehir plancılığı fikrini yaymak için birkaç yüz yazı yazdım. Eğer Frenk uzmanları çabuk kovulmasaydı, ve son defa İstanbul’da olduğu gibi, spekülasyoncular ve arsa tüccarları plana musallat olmasaydılar, Ankara bugün şimdikinden birkaç misli daha ileri bir şehir olurdu.”

Ünlü yazar ve gazeteci, Atatürk’ün yakın arkadaşlarından Falih Rıfkı Atay’ın plancılığa inanmış ve iyimser sayılabilecek yukarıdaki sözleri, aynı zamanda dönüşümün büyüklüğünü ve karmaşıklığını da ima etmektedir. Ankara’nın başkent ilan edilmesinden dört gün sonra 17 Ekim 1923 tarihinde Ankara Belediyesi başkent belediyesi özelliği ile yeniden örgütlenir; Falih Rıfkı da ilk İmar İdare Heyeti başkanı seçilir.

Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul küçülmüştür, buna karşılık Ankara başkent oluşundan önce bile yeni merkez olarak askerler, memurlar, iş ve aş arayanların akınına uğremıştır. Nüfusun hızlı artışı, kentin yeni kurum ve yapılara, daha doğrusu nüfusun geçici ve kalıcı olarak dinleneceği, yemek yiyeceği, eğitim alacağı, eğlence ve kültür etkinliklerine katılacağı mekanlara olan gereksinimini de kat kat artırmaktadır.

Ancak bu erken dönemde, içinde yaşanılan bir olgu olarak nüfusun baskısı, yeterince farkedilmemektedir; Tablo 1’den de anlaşılacağı gibi, şehrin nüfusu 1920’den 1926’ya kadar yaklaşık ikiye katlanmakta; 1926-1928 arasında bir kez daha iki buçuk katına çıkmakta; dolayısıyla 1920-1928 arasındaki sekiz yılda yaklaşık dört katın üzerinde bir artış yaşamaktadır. Sözü geçen nüfus artışı, salt savaştan çıkan yoksul ülkeler için değil, varsıl ve oturmuş ekonomisi olan ülkeler için bile sarsıntı yaratacak bir boyuttadır.

TARİH NÜFUS (şehir / tüm şehirler / kır dahil) PLAN DÖNEMİ (yerleşim, hektar)
1920 20-30,000     Tarîk Haritası (300 ha)
1924       Lörcher Planı, 1924  
1925       Lörcher Planı, 1925  
1926 47,727   345,837 kd    
1927 74,533   350,023 kd Ankara Plan Yarışması  
1928 107,641   404,726 kd Ankara Plan Yarışması,
ön sonuç
 
1932       Jansen, 1932 (öngörü 2000 ha / 710 ha)
1939       Jansen’in Ayrılışı  
1940 90,053   620,965 kd   (1900 ha)
1944   220,000      
1950 174,964 288,316 819,693 kd DP İktidarı Başlangıcı  
1954       Ankara Plan Yarışması  
1955 198,633 451,251      
1956   455,000     (3650 ha)
1957       Yücel-Uybadın Planı, 1957  
TABLO 1. Ankara şehir nüfusunun, yerleşim alanı ve plan dönemi ile bağımlı büyümesi (Cengizkan).

Belediye ile Mübadele, İmar ve İskan Vekaleti, dönemin acil gereksinimlerini şöyle listeler:

1. Belediye’nin yeniden örgütlenmesi;

2. Şehir planının elde edilmesi;

3. Kanalizasyon ve;

4. Su sorununun giderilmesi;

5. Şehrin aydınlatılması;

6. Konut yapımıyla açığın giderilmesi;

7. Cadde ve sokak (yol) yapımının düzenlenmesi;

8. Şehir içi ulaşım;

9. Telefon iletişiminin kurulması;

10. Belediye harcamaları için bütçe yapılması. Bu başlıkların, planlamayı ve geleceği öngörmeyi ne denli önemsediğini vurgulamaya gerek yok.

İzleyen aylarda ve yıl boyunca bu ilkesel önceliklerin sırasıyla yerine getirildiği görülür.

  1. Belediye örgütü konusunda, İstanbul’a özgü Şehremaneti Ankara’ya taşınmıştır; ancak İstanbul Şehremini Haydar Bey de, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle, Ankara’ya atanacaktır. Ankara’nın üçüncü Belediye Başkanı Asaf Bey, başkentin herhangi bir kent değil, yeni kurulan bir yerleşim olarak farklı statusü olması gerektiğini savunmaktadır.
  2. Oluşturulan İmar İdare Heyeti, kentteki imar etkinliğini yönlendirecek ve Türkiye kentlerine örnek kararlar üretecektir. 28 Mayıs 1928 tarihinde 1351 sayılı yasa ile Ankara İmar Müdürlüğü kurulur.
  3. Modern su ve kanalizasyon şebekesi 1925 yılı başında tamamlanır; içme suyu konusunda yapılan yatırımlarla şehir 1928 yılına kadar kendi kendisini idare eder. 1929’da Kusunlar vadisinden yeni kaynaklar devreye alınır. Büyümekte olan şehrin yeni su kaynaklarına olan gereksinimi ilk kez 1931 yılında gündeme gelen, Çubuk çayı üzerindeki Çubuk Barajı’nın 1936 yılında tamamlanmasıyla rahatlar.
  4. Ankara Şehir Planı’nın yapılabilmesi için kuşkusuz altlık olarak bir haritaya gereksinim duyulur. Prusyalı Mareşal H. von Moltke’nin kurmaylarından Binbaşı Baron von Vincke’nin 1838 yılında yaptığı harita ve bunun 1892 tarihinde kente demiryolunun gelişinde güncellenmesi dışında, Ankara’nın yirminci yüzyıldaki ilk haritası olan 1924 Şehremâneti Haritası, sözkonusu raporun izinde hazırlatılır. Bu harita aracılığıyla,“Taşhan’dan İstasyon’a kadar uzanan kesimde, yol istikamet planı anlayışı içinde bazı planlama kararlarının alındığı”bilinir.
  5. Varolan cadde ve sokakların durumlarının iyileştirilmesi, onarımı, yeni güzergahların açılması ve yapı adalarına göre eskilerinin kapatılması, 1924 Şehremaneti Haritası uyarınca başlatılır. Yazları toz fırtınaları, kışları soğuk ve buz tutmuş sokak ve kaldırımları ile bilinen kentin sorunları, geçici olanaklarla çözülmeye çalışılır.
  6. Büyüyen şehirde şehir-içi toplu taşımacılığının modernleştirilmesi çabaları elektrifikasyon ve havagazı çalışmaları ile paralel yürütülmektedir. Daha 1921 yılında, Maliye Bakanlığı’ndan Şehremaneti’ne aktarılan 2000 liralık özel kredi ile gazyağı jeneratörleriyle sokak aydınlatmasına başlanır. 1928 yılında kurulan Ankara Elektrik Fabrikası (TELGAS) Mart 1924 tarihinde başlatılan Keçiören-Çankaya arasındaki otobüs taşımacılığı, aynı zamanda kentin geliştiği ve yeni gelişmekte olduğu iki bölge arasındaki gerilime de işaret eder. 1944 yılında otobüse ek olarak troleybüsle toplu taşım kararı alınır. Almanya ve Macaristan yapımı otobüs ve troleybusler artık asfaltlanan caddelerde dolanırlar.
  7. Ankara’nın Elektrik ve Hava Gazı üretimi ve bunun dağıtımı-satışı, Nisan 1928 tarihinde elektrik ve havagazı işletme imtiyazı Alman Didier firmasının konsorsiyumunda, Stettiner Chamotte-Fabrik Actien Gesellschaft ve Electricitats-Lieferangs-Gesellschaft firmalarına, 60 yıllığına, yap-işlet-devret modeliyle verilir. Ankara’daki Elektrik ve Havagazı Şirketi, Belediye’ye bağlı olmak üzere, 10 Ekim 1928 tarihinde kurulur: Adı Elektrik-Gaz-Otobüs, kısaca EGO olan şirketin 1930 yılında kentte 477 havagazı abonesi vardır.1928-1930 yılları Eski Ankara ve Yeni Şehir’de hızla elektrik direkleri dikilmekte, telleri çekilmekte, yeraltına havagazı boruları döşenmektedir.
  8. İlk Belediye Başkanı Mehmet Ali Bey’le başlayan ve ikinci Başkan Haydar Bey döneminde ağırlığını hissettiren konut açığı, belediye yönetimini doğrudan ya da kredili konut yapımına yönlendirmiştir. Kasım 1926’da göreve gelen üçüncü Belediye Başkanı Asaf Bey zamanında önceki dönemlerde yapımına başlanan Yeni Şehir bölgesindeki 60 yapıdan 30’unun tamamlandığı anlaşılmaktadır.
  9. Belediyenin şehri planlı bir yöntemle elde etme, düzenli bütçe ve kaynak oluşturma kaygıları, altı aylık ve yıllık izleme raporları ile, yıllık planların ve yapılaşma programının oluşturulmasını zorunlu kılar. Yapı malzemelerini temin etmek, İstanbul ve İnebolu’dan getirmek, inşaat malzemesini hazırlayacak küçük işlik ve fabrikaların kurulmasını sağlamak da bu dönemde belediyeye düşen bir görev olmuştur.

Ankara’nın başkent olarak geliştirilmesine paralel giden modernleşme çabalarının ana ekseninde planlı gelişme, planlı büyüme, planlı yapılaşma arayışı vardır. Ankara kent planı arayışlarının kaynağında ve yeni bir şehrin doğasının ve temsil ettiği değerlerin ne olacağının saptanmasında, genç Cumhuriyet’in Osmanlı Devleti’nden farklı olduğunu kanıtlama iddiası da, önemli bir vurgu olarak bütün girişimlerin doğasında kendisini gösterecektir.

loercher plan compared to 1924 map
loercher plan compared to 1924 map

1924-1925 Lörcher Planları

Eski Ankara’nin Dönüşümü, Yeni Şehir’in Kuruluşu:

“Bu iki su izi (İnce Su ve Tabakhane dereleri) şehrin yerleşim bölgesini doğal bir kuşakla sarmaktadır ki, bu kuşağın şehrin çevresinde doğal bir park oluşturduğu görülebilir. Bir tayyareden kuş bakışıyla bakılır veya şehrin genel fotoğrafı alınırsa, şehrin su kaynaklarına göre genel görünümünde bu etkinin oluştuğu kesindir. Doğanın bağışladığı bu özellik ve fırsattan güzelce yararlanılır ve uygulanırsa, bugün çorak ve ruhsuz görünen şehre, çevresi bir park yeşilliği ile sarılmış bir bahçe şehri formu verilebilir.” Lörcher, 1924

“Zarif (güzel) Kale’yi, şehrin panoramasına olabildiğince çok bakış açısından dahil etme isteği, daha başka yerlerde de gerçekleştirilmiştir.”

Ankara’nın modern anlamdaki ilk planı, ilk Belediye Başkanı Mehmet Ali Bey zamanında, eski şehir ve yeni şehire ilişkin olmak üzere Keşfiyât ve İnşaat Türk Anonim Şirketi’ne yaptırılmıştır. Planın, kentin tarihi merkezinin güneyindeki kamulaştırmayı düzenlemek ve kenti yönlendirmek öngörüsüyle yaptırıldığı; Kale ve çevresini oluşturan, 1917’de yangın geçirerek üçte biri yokolan Eski Şehir’in kentsel iyileştirme alanı olarak verildiği ve genişleme olanaklarının değerlendirilmesinin istendiği anlaşılmaktadır.

Müellif, şirket adına çalışan, eski İstanbul İmar Komisyonu üyesi, Berlinli mimar Dr. Carl Christoph Lörcher’dir (1884-1966). 30 Aralık 1923 tarihinde ısmarlanan raporun ve ekleri planların 30 Mayıs 1924 tarihinde Belediye’ye teslim edildiği; planın, kroki niteliğinde, 1 Mayıs 1925 tarihli 583 sayılı kamulaştırma yasasının eki olarak dağıtıldığı belirtilmektedir. Osmanlıca 52 sayfalık matbu raporun ayrıntıları incelendiğinde, onun Ankara için yapılan 1924-1925 Lörcher Planları yanısıra 1928/1932 Jansen Planı ilke kararlarını anahatlarıyla oluşturduğu ve modern başkentin oluşumunda büyük etkiye sahip olduğu ortaya çıkar.

1924 Lörcher Planı kentin büyümekte olan nüfusunu Eski Şehir ve çevresine yerleştirmeye çalışır, şehrin çevresiyle ilişkisini daha rahat kurması için açılan yeni yollara meşruiyet kazandırmaktadır. Ancak daha plan bitmeden, yukarıda dikkat çekilen hızlı nüfus artışının ortaya çıkardığı baskı, kamulaştırma yasasına uygun bir genişleme planı ile Yeni Şehir’in, ‘Çankaya’ adıyla bir yönetim mahallesi olarak tasarlanmasını gündeme getirir. Bu mahalle içinde, hem yeni bir parlamento, hem de bakanlıklar ve diğer devlet kuruluşlarının yer alacağı ‘devlet mahallesi’, ayrıca burada çalışanlar yaşayacağı bir konut bölgesi düşünülmüştür.

Eski Şehir ile Yeni Şehir’in ilişkisi çok teğet biçimde düşünülmüş, Yeni Şehir, ferah bir ‘Bahçe Şehir’ yaklaşımıyla, kurulmakta olan yeni ulusun ve ulus devletin deneyimini pekiştirecek biçimde, kamusal alanlarla donatılmıştır. Bu kamusal alanlar, Osmanlı kapalı şehrinde pek kolay görülmeyen, tasarlanmış caddeler, meydanlar ve parklardan oluşmakta; kentsel mekanın ve elemanlarının Cumhuriyet’in yönetim merkezini kurgularken oluşturdukları anlamsal vurgu ilk kez kurulmaktadır.

Ortaya çıkan üç boyutlu kentsel mekan, hem yeni geliştirilen yaya ve araç trafiği ilişkisini sağlamakta, hem de tasarımın anlamını destekleyen hiyerarşik bir geometriye oturtulmaktadır.

Sözü edilen 583 sayılı yasa ile 400 hektarlık bir kamulaştırma yapılmış bunun 300 hektarı gerçekleştirilmiş; Lörcher Planı ise bunun 150 hektarını kullanmıştır. Her iki planın aynı anda çıkışı sonucunda, kimi araştırmalara göre Eski Şehir ‘ihmal edilmiş’, mülkiyet sorunlarının çapraşıklığı, tarihi küçük parseller sorunu ve yapılaşma alanının yüksek eğimi nedeniyle Eski Şehir alanında imar gelişimi çok yavaş olmuştur. İmar İdare Heyeti, tarihi bölgede eski yapı stoğunun yıkılıp yenilenmesine yolaçacak adımların atılmasından kaçınır. 1924-25 Lörcher Planı’nın Eski Şehir bölgesindeki önermeleri, uygulanmasa bile dokuda kalıcı etki yaratır; yollar ve eksenler, bölgeler ve kentsel mekan kaliteleri kurgulanmış ve kısmen uygulanmıştır.

Bunları ardışık yeşil alan dizileri; “güzel kale” kavramı; mahalle ve alt bölgeleme kararları; meydanların biçimlenişi; kentsel mekanda anlamın aranması ve adlandırılması olarak değerlendirebiliriz. Yeni Şehir bölgesinde devlet kurumlarının kamu eliyle elde edilmesi yanısıra sivil yurttaşa insiyatif verilerek, bir model (örnek) konut yerleşiminin ortaya çıkması hedeflenmekte;imar konusu ilk kez hakkaniyete dayalı ve açık, anlaşılır bir imar yönetmeliğinin oluşturulması ile kurumlaşmakta; kimi kamu kuruluşları ve açık alanlar ise imece usulü elde edilerek, yurttaşların kentin oluşumuna somut katkı ve katılımları sağlanacaktır.

1927 yılına gelindiğinde, 1924-25 Lörcher Planları’nın kapsadığı alanın ve kimi önermelerinin geçerliğini yitirdiği anlaşılır; 25,000 nüfustan 107,000 nüfusa kayan şehrin, 250,000 nüfusa göre gelişimini önceden planlamak gerekmektedir. Belediye, Hermann Jansen, Leon Jausseley ve Josef Brix gibi deneyimli üç şehir plancısını (Stadtbauer) Ankara’ya davet ederek birer ön rapor elde eder; 1928 yarışmasına katılan üç uzmanın önerileri arasında Jansen’inki beğenilerek birinci seçilir.

1928 tarihinde Ankara, artık ulus devletin bütün ögelerini fiziksel mekanda arayıp bulduğu karşılıklarla kurulan bir kent olmuş; bireysel sağlık ve kamu sağlığı alanında yapılan reform ve modernleşme girişimleri, hastane, araştırma enstitüsü ve spor alanı yapımına gösterilen yoğunluk ve özen ile eğitim alanına kaymış, her düzeyde okul inşaatı ile sürmüş; Yeni Şehir’de Garden City Movement akımına uygun bir yeni konut mahallesi kurulmuş; toplumsal geçmişin tarih bilimi ile araştırılması ve bilgi kaynaklarının tasnifi için müzeler kurulmuş; kentsel mekan bir başkentte bulunması gereken meydan ve heykellerle donatılarak kamusal alan niteliklerine kavuşturulmuş; doğal nitelikleri uygun olmayan kentte sulama ile tarım ve hayvancılık yapılabileceğini kanıtlamak amacıyla özverili çabalarla Orman Çiftliği ve hayvanat bahçesi kurulmuştur. Kıt kaynaklarla bu kurucu göreve girişen başkentin ’özverili çabaları’, hapishaneden ‘asri mezarlığa’, yeni kitle iletişim araçlarından yurttaş bireyin ‘inşasına’ kadar varan bir yelpazede, fiziksel mekanın çok kendine özgü kuruluşuyla sonuçlanmıştır.

1928-1932 Jansen Planı: ‘Bahçe Şehir’ Ve İlkelerin Sürdürülmesi

“Eski şehrin korunması, yeni şehir bölgesi yer olarak ayrı tutulabilirse, kendinden gerçekleşir. Hiç kuşkusuz şehrin iki bölümü düz bir arazi bulunsaydı, az bir masrafla birbirine bağlanabilirdi. Öte yandan eski şehrin bütün çekiciliği ve güzelliği, özelliği kat kat yükselerek canlılık gösteren eski evlerde, [görünüme] hakim olan Taç Kale’dedir.”

1924-25 Lörcher Planları bir yandan yüksek arsa bedelleri nedeniyle Eski Ankara çevresindeki yapılaşmayı ve yenileşmeyi teşvik etmekte yetersiz kalmış; öte yandan güneydeki Yeni Şehir’e imar getirirken ortaya çıkan düşük yoğunluklu kırsal imaj tatminkar bulunmamıştır. Yaklaşık beş yılda dört katına çıkan nüfus artışının kentleşme üzerindeki etkilerini yönetmek üzere 40-50 yıllık projeksiyonla 250-300 nüfusluk bir kenti tartışan 1928 yarışması plan önerileri, eski-yeni kent gerilimi için farklı tutumlar sergiler. Jansen’in tutum olarak farkı, Ankara Belediyesi’nin yatırım darlığını hissederek daha alçakgönüllü çözümler önermesi ve içeriden bilgi alarak somut düşünceleri ortaya koyabilmesidir.

Hermann Jansen’in (1869-1946) planı, başkent Ankara için sade bir bölgeleme önermekte; yarışmacılardan istendiği gibi, 1924-25 Lörcher Planı ışığında gerçekleştirilen yapılaşmayı meşrulaştırmaktadır. Yarışma projesi rümuzundaki gibi alçakgönüllü biçimde “Olabilirliğin Sınırları İçinde” (Innerhalb der Grenzen des Möglichen) kalmayı hedefleyen 1928 Jansen Planı, genel bir bölgeleme yapmakta; araç ve yaya dolaşımını ana bir kent omurgası ile belirlemekte ; kentin esas gelişme yönünü güneye doğru gösterirken, eski şehir çevresinde üç yönde de yeni yapılaşma önermekte; kaleyi “kentin tacı” kabul ederek, kale çevresinin imarı ve kalenin ‘güzel’ görünmesi için, yeşil ‘bakı koridorları’ (vista line) önermekte; Bent Deresi’ni kentsel rekreasyon alanı olarak önermekte; İstasyon bölgesini kent merkezi olarak gelişime açmaktadır. Bir parklar sisteminin geliştirilmesi; bakanlık yapılarının Yeni Şehir’de toplu olarak düşünülmesi; Ankara-Sıvas demiryolu hattı çevresinin sanayi, Cebeci kuzeyinin mezarlık ve Orman Çiftliği arazisinde hayvanat bahçesi ve büyük park kullanımı kararları zaten uygulanmıştır.

1924 Lörcher Planı’nın bütün değerleri benimseyen Jansen, bir bölgeleme (zoning) planı geliştirerek kentin gelişme bağlamını tanımlayacak; bu çerçevede Amele Mahallesi, Üniversiteler Bölgesi, Tandoğan Havaalanı gibi bölgeleri tanımlayarak, ulaşım için ana arteri Atatürk Bulvarı olan genel bir plan önerecek ; 1939 yılına kadar Belediye İmar Danışmanı olarak 1932 yılında kabul edilmiş olan planın gerçekleşmesi için Ankara-Berlin arasında gidip gelerek çalışacaktır.

Ankara 1950: Düzenli, Planlı Ve Yeşil Bir Kent

“Yürürken, samimi olarak, o yola hayran kalıyordu. İki paralel geniş cadde, ortadaki geniş kaldırımı çevrelerken, iki yan kaldırım iki caddeyi çevrelemekte idiler. Tüm alan, Paris bulvarlarının dahi ışıklandırılmadıkları güçte, aralıklı konmuş direklerdeki üçlü elektrik ampülleri ile ışığa boğulmakta idi. Bitmez tükenmez uzunluktaki cadde, zigzaglar çizerek Çankaya’ya değin çıkıyordu.”

Türk-Alman Dostluk Yurdu (Haus der Freundschaft in Konstantinopel) Yarışması için 1916’da geldiği İstanbul’da verdiği “Günümüz Metropolü” adlı konferansında Jansen, büyük kentleri tasarlarken dikkat edilmesi gereken dört ana noktayı ‘iktisat, trafik, sağlık ve estetik” olarak vurgulamıştı. Onbir yıl sonra Lörcher’den devraldığı Ankara’yı gerçekten de bu dört ilke doğrultusunda geliştirdiğini anlıyoruz.

Kent, İktisat Ve Barınma

1924-25 Lörcher ve 1928-1932 Jansen Planı, eski şehir ve çevresinde parsel yenileme, küçük yolların açılması, altyapının yenilenmesi, eğitim ve sağlık hizmet yapılarının götürülmesi gibi ortak yapılaşma kararları üretirken, eski şehir dışında ana ilkelerde farklılaşan yapılaşma tarzı geliştirdiler. Görece daha küçük bir alanı ilgilendiren Lörcher Planı (150 ha), hastaneler, spor, parklar, devlet daireleri, mezarlık, mezbaha, hatta hapishane benzeri yeni kentsel hizmetlerin yer seçimini ve çoğunlukla yapılaşmasını da belirlemişti.

Bugünkü Kızılay bölgesini oluşturan Yeni Şehir, ‘Bahçe Şehir’ tarzı geniş bahçeler içindeki küçük evleriyle, pahalı bir arsa maliyeti ortaya çıkardı. Kentin hızlı nüfus artışıyla büyüme yönünün güneye kayması;İstanbul’dan Ankara’ya taşınan elçiliklerin Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün yeraldığı Çankaya’ya doğru yerleşmesiyle, planın iktisadi ömrü tamamlandı. Jansen Planı (710 ha; öngörü 2000 ha), Atatürk Bulvarı’nı oluşturacak kuzey-güney ekseni üzerinde bitişik nizam çeper blok (perimeter block) yapılaşma önererek iktisadi çerçeveyi yeniden kurmaya çalıştı.

Yeni Şehir ve Kavaklıdere bölgesindeki villa tipi müstakil konutlar, daha fazla oturma alanı sağlamak ve toplam inşaat alanını artırmak üzere yıkılıp yerlerini daha yüksek yoğunluklu yapılara bırakmaya başladı. Bulvar üzerindeki yapılar ise, zemin+üç kat+çekme çatı katı biçiminde, orta Avrupa kenti yapılaşmasına uygun biçimde, sokak ve bulvar hacimlerini de belirleyecek biçimde oluştular. Jansen’in geliştirdiği sokak genişlikleri ile kat yüksekliği ve yoğunluk arasındaki oranlar, bütün Türkiye kentlerinde uygulanmaya başladı.

İşlemeye başlayan imar düzeni, yönetmelikler ve iyi çalışarak ilke geliştiren İmar İdare Heyeti sayesinde kendi akış kanalını oluşturdu, sivil mimarlık üretimi hızlandı. Belediye kentin imar planlarının uygulanmasını, 6 aylık, 1, 5 ve 10 yıllık programlara bağladı.Aynı mülkiyet parseli üzerindeki ortak mülkiyet, ‘Kira Evi’ adlı ilk apartman oluşumlarını yarattı.

Lörcher Planı ile başlayan ‘kamu kurumlarının kendi gereksindikleri konut ve lojmanları inşa etme’ düzeni, Jansen Planı döneminde de sürdü. Devlet memurları için memur evleri düşüncesi daha 1925’te ortaya atılmıştı, ama Jansen tarafından ‘devlet mahallesi’ olarak kavramlaştırıldı ve sonunda İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, 1944 yılına gelindiğinde, Emlak ve Eytam Bankası eliyle Saraçoğlu Mahallesi örneği ile somutlaştırıldı.

1930’lardan başlayarak kuralsız ve kaçak inşaat, farklı bölge ve şehirlerden çalışmak için Ankara’ya gelenlerin barınma gereksinimlerini ‘kendi-kendilerine’ (self-help) çözmelerini sağladı. Hazine toprakları ve özel mülkler işgal edilerek ‘geçici’ ve ‘derme-çatma’ yapılan konutlara önce ‘baraka’ denildi, özellikle İkinci Dünya Savaşı ve 1950’li yıllarla başlayarak artan sayılarda ‘gecekondu’ yapılacaktır. ‘Bahçe Şehir’ yaklaşımının Jansen yorumları ise, konut kooperatifçiliğinin 1931 yılında kolaylaştırılıp teşvik edilmesiyle 1936 yılında, ilk kez Bahçeli Evler ve Güven Evler konut kooperatifleriyle, orta-üst gelir grubuna hizmet edecektir. Her iki kooperatifin de yerleşim planlarını Jansen tasarlamıştı, ancak Bahçeli Evler’de kendi mimarisini de ortaya koydu.

Kamu Sağlığı: Yeşil Alanlar Ve Temiz Hava

Yüzyıl başlarında ‘sağlıklı kentler’ sloganı eşliğinde kamusal açık alanların tasarlanmasına verilen önem, her iki kent planında ilgi çekici ortaklığı oluşturdu. Lörcher Planı’nın sokak örgüsü ve yapılaşma dokusu ile meydan ve sokak kaliteleri, Jansen Planı’nda gelişmekte olduğu hissedilen “modern kent mimarlığı ve şehirciliği” kavramlarıyla, örneğin motorlu trafiğe karşı çekingen çözümleri getirdi. Ancak sonuçta Ankara’nın 1950’lere kadar oluşan imgeleri, yöneticiler ve kent halkı için bir övünç kaynağı oluşturdu.

1954’te yeni plan gereksinimi ortaya çıkınca hazırlanan yarışma şartname kitapçığı (brief), Ankara şehir merkezinin bir park ve bahçe cenneti olduğunu kanıtlar (Tablo 2). Yetişmiş ağaçlarıyla bu parklar ve Maltepe Yeşil Kuşağı (Anıt-Kabir’in Mebusevleri girişinden Kumrular Sokak ve Yüksel Caddesi üzerinden, Bülbülderesi Caddesi’ne kadar devam eden) yanısıra, gelişmiş ağaçlarıyla bulvarlar ve ana caddeler, 1920’lerin kurak ve tozlu Ankara’sını birdenbire değiştirmiştir.

Parkın Adı Parkın Toplam Alanı (m2)
Gençlik Parkı 340,000
Emniyet Parkı 18,000
Hisar Parkı 46,000
Hacettepe Parkı 134,000
Aktepe Parkı 560,000
Büyük Millet Meclisi Parkı 70,000
Babaharman Parkı 40,000
Anıt-Kabir Parkı 600,000
Maltepe Yeşil Kuşakları 150,000
Cebeci Spor Sahası 80,000
Atatürk Orman Çiftliği 1,200,000
Çubuk Barajı 800,000
Söğütözü Parkı 25,000
Gölbaşı Plajı (800,000 m2’lik bir park içindedir)
TABLO 2. Ankara şehrindeki belli başlı yeşil alanlar.

Kent Estetiği: Kamusal Mekanlar, Meydanlar Ve Kentsel Anlam

Lörcher, yeni şehrin eski şehrin dışında, onu bozmadan ve değiştirmeden kurulmasını öngörürken, ikisinin anlamsal bütünlüğünü bir eksen kurgusuyla gerçekleştiriyordu. Eski şehirde keşfettiği İstasyon-Meclis-Kale doğrusal (linear) sırası eksenel olarak, ona hem yerleşimin modern ulaşımla olan ilişkisini kurma, hem de bugünün ve tarihin iktidarını kentsel mekana yansıtma gibi ifade fırsatları veriyordu. Kurduğu kentsel metafor ile Kale’ye geçmiş kültürün zenginliğini yansıtan nesne olarak önem veren Lörcher, “Güzel Kale” kavramını ortaya atar ve Yeni Şehir’i kurarken de aynı metaforu kullanır.

Bugünkü Sıhhiye Tren İstasyonu, Lörcher’in Yönetim Şehri’nin başlangıç kaynağıdır: Kale ile İstasyon Meydanı ve Yeni Şehir ana caddesi arasında kurguladığı yeni eksen, Lörcher’e Bakanlıklar yerleşimini (Regierungsviertel) ‘kama’ (wedge) biçiminde tasarlama ve sonuna da yeni Parlamento binasını yerleştirme fırsatı verir. Lörcher bu eksene Strasse der Nation (Millet Caddesi) adını verir ki, bugünkü Atatürk Bulvarı’nın temeli böylece atılır. Bulvar ekseninin parçası olarak kurgulanan bir dizi meydan, kamusal alan olarak Anadolu coğrafyasında yenidir. 

Bugünkü Kızılay, Sıhhiye, Zafer, Ulus ve Lozan meydanlarını, Lörcher Planı’na borçluyuz. 1930 uygulamalarıyla Atatürk Bulvarı’nı hızlı ve yavaş akan ikili oto trafiğiyle geliştiren Jansen, kimi meydanları ortadan kaldıracak, ama Kentin Tacı olarak Ankara Kalesi ve Gençlik Parkı, Devlet Mahallesi, Üniversite Mahallesi, Amele Mahallesi bölgeleriyle bunları birbirine bağlayan yeşil yaya şeritleri aracılığıyla Sitte ekolünün Bahçe Şehir standartlarını yakalamaya çalışacaktır.

Sonuçta bugünden 1920-1950 Ankara’sına baktığımızda, gördüğümüz, ‘modern’, ‘düzenli’, ‘programlı’, ‘planlamaya güvenen’, ‘yönetim olarak özgüvenli’, ‘sağlıklı çevreler yaratan’, ‘özel bir yasa ile yönetilmese bile başkent olmanın farkını gösteren’ bir kent olma disiplinidir. Bu disiplin, bugün bütün ‘aşındırma girişimleri’ne karşın çok zengin bir mimari ve kentsel mirası Ankara’ya kazandırmıştır. Ülkedeki diğer kentler için yönetim biçimi, uyguladığı kentleşme ve kent yönetimi süreçlerinin şeffaflığı, var ettiği yaşam standardının yüksekliği ile örnek olmayı 1970’li yıllara kadar sürdüren Ankara, uzun bir süre bu pozitif ‘rol modeli’ özelliğini korumuştur.

Doç.Dr. Ali Cengizkan
Goethe-Institut Ankara 2010