Carl Rogers
Carl Rogers
  1. Ana Sayfa
  2. Yaşam

Carl Rogers

+ - 0

 

Carl Rogers ;

Amerikalı bir psikolog olan rogers, psikolojide humanistik yaklaşımın kurucularındandır.Psikoterapi alanında yaptığı çalışmalarla tanınmış bir psikolog ve sigmund freud’dan sonra en önemli klinisyen olarak gösterilmektedir. Carl Rogers terapilerinde insan odaklı yaklaşımlarıyla ön plana çıkmıştır. onun teknikleri psikoterapilerde danışanların ihtiyaçlarına odaklanmak için kullanılmıştır. 20. yüzyılın en ünlü psikologları arasında gösterilmektedir.

”Belli tipte bir ilişki sağlayabilirsem diğer kişi de bu ilişkiyi geliştirmek, değiştirmek için kullanma kabiliyetini içinde bulacak ve böylece kişisel gelişim meydana gelecek.”

Carl Rogers Şikago, Illinois’de (ABD) doğdu.Duyguların açıkça dışa vurulmadığı, sıkı aile kurallarının olduğu, sıcak ve sevgi dolu olmayan bir ailede büyüdü.Utangaç ama zeki ve çalışkan bir çocuk olan
Rogers’in 4 erkek ve 1 kız kardeşi var. Doğayı incelemeye, biyoloji ve ziraat ile ilgili yazıları okumaya başladı. Anne ve babasının eğitim gördüğü Wisconsin Üniversitesinde Ziraat eğitimi gördü.

Ziraat alanına olan ilgisi azalınca bu alanda uzmanlaşmaktan vazgeçti ve papaz olmak istedi. Bunun için de tarih alanına yöneldi.Helen Eliot ile evlenen Rogers, New York’a taşındı ve
burada Teolojik Seminerler Birliğine katıldı. Burada tanıştığı bazı arkadaşlarıyla birlikte Columbiya Üniversitesinde psikoloji dersleri almaya başladı.
Dini inançlarının zayıflamaya başlamasının da etkisiyle, ailesinin itirazına rağmen kiliseden ayrılarak psikoloji alanında kariyer yapmak üzere Columbiya Üniversitesi Öğretmenler Kolejine geçti. Bu üniversitede 1928’de yüksek lisans, 1931’de doktora derecesini aldı.

1928- 1940 arasında New York’ta çocuklara danışmanlık hizmeti veren bir rehberlik merkezinde çalıştı. Bu sürede,
psikanalitik bakış açısının danışanlara pek yararlı olmadığını keşfetti.1940’da Ohio Devlet Üniversitesinde profesör unvanıyla çalıştı. 1945-1947 arasında Şikago Üniversitesinde çalıştı ve yönlendirici olmayan danışan merkezli terapi yaklaşımını geliştirdi.1946 -1947 yıllarında Amerika Psikoloji Birliğinin (APA) başkanlığını yaptı.

Sonraki yıllarda Wisconsin Üniversitesi (1957), Stanford Üniversitesi (1962-1963), Kaliforniya La Jolla Davranış Bilimleri Enstitüsü (1964) ve İnsan Çalışmaları Merkezinde (1968) çalıştı.
Dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla 13 ulustan liderlerin katıldığı Viyana Barış Projesini(1985) düzenledi. 4 Şubat 1987 de kalp krizi geçirerek öldü.

Rogers ve İnsancıl Yaklaşım

Rogers, insancıl (Hümanist) yaklaşım en önemli iki temsilcisinden biridir.
İnsancıl yaklaşımın en belirgin (ayırt edici) dört özelliği vardır.

  •  Kişisel sorumluluk: Davranışlarımız sorumlusu bizleriz. Belli bir davranışta bulunmak zorunda (-meli, -malı) değiliz; davranışlarımız kişisel tercihlerimizi yansıtır.
  • Şimdi ve burada: Geçmiş ya da gelecek üzerine düşünebiliriz ama hayatı dolu dolu yaşamanın tek yolu şimdi ve burada yaşamaktır.
  •  Bireyin Fenomenolojisi: Kimse sizi sizden daha iyi tanıyamaz! Terapistler danışanın nereden geldiğini anlamaya çalışmalı ve kendilerineyardım etmelerini sağlamalıdır.
  • Kişisel gelişim: Yaşam sadece ihtiyaçları karşılamaktan ibaret değildir.İnsanlar gelişimlerini sürdürmeye güdülenmişlerdir. İnsan kendi başınabırakıldığında kendini tatmin eden b,ir varoluş noktasına doğru ilerler. Bu noktaya “potansiyelini tam olarak kullanan kişi” adı verilmiştir. Rogers,kişinin bitmek bilmeyen kendini keşfetme sürecini “olma süreci” olarak
    tanımlamıştır.

Temel Kavramlar ve İlkeler: İnsanın Doğası

İnsan kendi düşüncelerini ve davranışlarını olumlu yönde değiştirebilir.

  • İnsan kendi yaşamına sadece kendisi yön verebilir.
  • Terapistin yorumlarına bağımlı ve edilgen olmak zorunda değildir.
  • Çocuklukta yaşanılan olayların önemli olduğunu kabul etmekle birlikte, şu andaki ihtiyaçlarımız ve gerçekleştirme yönündeki amaçlarımız üzerindedurmuştur.
  •  Davranış, geçmişteki yaşantılar nedeniyle oluşmaz;organizmanın azaltmaya çalıştığı gerilimler şu anvarolan gerilimler ve ihtiyaçlardır.

Gerçekleştirme Eğilimi

Carl Rogers’a göreİnsanları motive eden tek bir güç vardır:Gerçekleştirme eğilimi.

  • Gerçekleştirme eğilimi, organizmanın kendi kapasitesi yönünde gelişimini sürdürmesi, zenginleşmesi ve üretmesi için doğuştan getirdiği aktif bir süreçtir.
  • Gerçekleştirme eğilimi çocukluk yaşantıları ile desteklenmeye veya engellenmeye açıktır.
  • Gerçekleştirme eğilimi, belli koşullar karşılandığında kişinin kendini yönetme, düzenleme ve kontrol etme potansiyeline sahip olduğunu ifade eder.

Potansiyeli gerçekleştirme eğilimi hem açlık, susuzluk, cinsellik, oksijen ihtiyacı, vb. nedeniyle oluşan gerilimazaltıcı davranışları içerir. Hem de merak, yaratıcılık,
bağımsız olabilme, vb. gibi öğrenme deneyimlerine maruz kalma isteğinin yol açtığı gerilim artıran davranışları içerir.

  •  İnsanda acımasızlık ve yıkıcılık kapasitesi de vardır ancak bu davranışlar içsel güçlerden çok dışsal güçlere bağlıdır.Gerçekleştirme eğilimi ideal koşullarda insanın olumlu,
    yapıcı potansiyelini geliştirir.
  •  Kapasitemizi gerçekleştirmenin önünde potansiyel ngeller ve uygun olmayan koşullar vardır. Bunlar bireyin içsel doğasına aykırı şekilde davranmasına neden olur.
  • Tüm psikolojik sorunlar, gerçekleştirme eğiliminin engellenmesinden kaynaklanmaktadır.

Olumlu Saygı İhtiyacı

  • Saygı, kabul ve sıcak ilişki kurma, bütün insanların ortak ihtiyacıdır. Özellikle ebeveyn gibi önemli kişilerden bunları görmek isterler.
  • Olumlu saygı ihtiyacı yaşam boyu devam eder.Başkalarıyla ilişkilerimiz sonucunda da öğrenilmiş bir olumlu öz saygı ihtiyacı oluşur.
  • Öz saygı ihtiyacını karşılamaya yönelik çabalar,kendini gerçekleştirmenin önündeki en büyük engeldir.

Kişiliğin Yapısı

Carl Rogers, benlik ve benlik kavramı arasında bir ayırım yapmaktadır. Benlik, organizmik benliğin dayandığı gerçektir. Benlik kavramı ise kişinin kendini algılama biçimidir ve bunlar her zaman
birbiriyle tutarlı olmayabilir.

Deneyim (Yaşantı)

  • Deneyim, herhangi bir anda farkında olunan herşeyi içerir.
  • Carl Rogers’a göre deneyim (yaşantı) fizyolojik değil,psikolojik bir kavramdır. Kişi için tek gerçek, o anda algıladığı gerçektir. Bu nedenle bir kişinin deneyimi başkaları tarafından tam olarak anlaşılamaz.
  • Birey gerçek dünyayı değil, sadece algıladığı dünyayı (fenomenal alan) bilebilir. Çevredeki uyarıcılara onları nasıl algıladığına göre tepkide bulunan insan için deneyimleri onun gerçeğini oluşturur.
  • Fenomenal alan, bireyin farkında olduğu kendine özgü çevredir ve bireyin davranışları fenomenal alanı tarafından belirlenir.

Farkındalığın üç düzeyi vardır:

1-Bazı olaylar farkındalık eşiğinin altında yaşanmaktadır. Bu yaşantılar (örneğin oturduğunuz sandalyenin vücudunuza yaptığı basınç) ya göz ardı edilmekte veya inkar edilmektedir
(örneğin istenmeyen bir çocuk sahibi olan ebeveynin çocuğa yönelik tutumu).
2. Farkındalığın ikinci düzeyi, çarpıtılmış deneyimleri içermektedir. Örneğin deneyimlerimiz kendimizle ilgili algılarımızla uyuşmadığı zaman bunları çarpıtarak benlik
kavramımıza katarız. (Örneğin olumsuz benlik kavramına sahip bir öğrenci, ödevden aldığı yüksek notu öğretmenin ödevi dikkatli okumaması ile açıklayabilir).
3. Farkındalığın üçüncü düzeyi, kendimizle ilgili algılarımızla tutarlı deneyimlerimizi içerir. Bunlar benlik kavramı için tehdit edici olmayan deneyimlerdir.

Kaygı ve Savunma

  • Benlik kavramımızla tutarlı olmayan her türlü deneyim (olumsuz yada olumlu olması fark etmez) kaygıya yol açmaktadır. Bu tür deneyimler karşısında inkar ya da çarpıtma yoluyla savunmaya geçeriz.
  • En sık kullanılan savunma, çarpıtmadır. Örneğin hakkımızdaki olumsuz bir değerlendirmenin yarattığı kaygıyı azaltmak için, bu değerlendirmenin “anlık bir öfkeyle” yapıldığını düşünebiliriz.
  • Diğer savunma yolu da inkardır. Hakkımızdaki olumsuz değerlendirmenin aslında “şaka” olduğunu düşünmek buna bir örnektir.
  •  Kişi hakkında olumlu bilgi sağlayan deneyim de, eğer onun benlik kavramıyla tutarsız ise yine kaygıya yol açabilmektedir. Olumsuz benlik kavramına sahip bir kişinin kendisini övenleri samimibulmaması buna bir örnektir.
  • Benlik kavramımıza uymayan kişisel deneyimlerimiz de (duygu,düşünce, arzu ve davranışlarımız da) kaygıya yol açmaktadır.
  • Çarpıtma ve inkar, kısa vadede kaygıyı azaltsa da kişinin dolu dolu yaşamasını engeller. Budurumda gerçeğin yerini hayal almaya başlar.
  • Benlik kavramı ile gerçeklik arasındaki fark, eğer çarpıtma ve inkar ile idare edilemeyecek kadar fazla olursa, o zaman düzensizleşme durumu yaşanır. Bu durumda kişi bazen benlik
    durumuna uygun davranırken bazen de gerçek benliğiyle ya da organizmik deneyimleriyle tutarlı olacak; kişinin davranışları tuhaf ve kafa karıştırıcı olacaktır.

Kişiliğin Gelişimi

Rogers, çocuğa doğduğu andan itibaren koşulsuz olumlu saygı ile yaklaşmak gerektiğini vurgulamıştır.

  • Kişilik gelişimi için bireyin başkalarıyla olumlu veya olumsuz temasta bulunması gerekir. Bu esnada eğer çocuk başkalarının kendisine ilgi ve saygı (kabul) gösterildiğini hissettikçe olumlu saygıya değer vermeye başlar. Başkaları tarafından sevilme, kabul edilme ve beğenilme ihtiyacı geliştirir. Rogers bunu olumlu saygı olarak adlandırmıştır. Çocuk, kendisine değer verildiğini algılarsa olumlu saygı ihtiyacı doyurulmuş olur.
  • Olumlu saygı, olumlu öz saygı için ön koşuldur. Olumlu öz saygı, kişinin kendisini değerli bir varlık olarak görmesi şeklinde tanımlanabilir.
  • Olumlu saygının kaynağı başka bireylerdir. Olumlu saygı, olumlu öz saygının da ön koşuludur.
  • Olumlu öz saygı bir kez oluştuktan sonra atık başkalarının sevgisinden bağımsız bir nitelik kazanır ve kendi kendini sürdürür.
  • Değer koşulları, kişiliğin sağlıklı gelişimini engeller.
  • Çocuk, kendisinden beklenenleri yerine getirdiği takdirde sevilmeye değer olduğunu düşünmeye başlar.Reddedileceği korkusuyla benliğinin tüm yönlerini açığa vurmaz. Bu da kişilik gelişimini olumsuz yönde etkiler.
  • Sağlıklı kişilik gelişimi için koşulsuz olumlu saygıya ihtiyaç vardır. Koşulsuz sevgi ve ilgi gören çocuk,benliğinin hiçbir yönünü baskı altına almaz; kendini gerçekleştirmeye yönelir.
  • Kendini gerçekleştirme psikolojik sağlığın en üst düzeyidir. Rogers bu kişiler için potansiyelini tam olarak kullanan kişi demektedir.
  • Potansiyelini tam olarak kullanan kişi; başkalarının standartlarını karşılamaya çalışmaz, kendi organizmik değer verme süreci ile yönlendirilir,Kendisini bütün yönleriyle kabul eder. Tutarsızlık yaşamayacağı için savunma yapma gereği de duymaz. Yeni deneyimlere açıktır, kalıp davranışlara yönelmez. Yanlış seçimlerinde ısrar etmez,kararlarını gözden geçirip yanlışından döner. Kendi duygularına güvenir ve içlerinden geldiği gibi davranırlar. Sosyal açıdan uyumludur ama istediklerini yapmaktan da vazgeçmez.

 

Belli tipte bir ilişki sağlayabilirsem diğer kişi de bu ilişkiyi geliştirmek, değiştirmek için kullanma kabiliyetini içinde bulacak ve böylece kişisel gelişim meydana gelecek.

Carl Rogers

Carl ROGERS’ın Kuramında ki temel kavramları için okumanız gereken  kitap ;Kişi Olmaya Dair

Yorum Yap